Kudüs, gökyüzünden yeryüzüne indirilen şehir. #İlk gün

Her şehrin bir ismi vardır, onu diğerlerinden ayırt edelim diye. Bazı şehirlerinse yalnızca kendine müstesna adları vardır. Duyanın aklına başka bişey gelmez. Nakş-ı Cihan denince İsfahan dünyanın yarısıdır diye çınlar kulaklarımız. Şehirlerin şahıdır Semerkand. Barış ve huzur şehri, ilim ışığının kendisinden dünyaya hare hare süzüldüğü Medinet’üs Selam’dır Bağdat. Dünyanın annesidir Kahire ve Tuna’ya inci gibi kondurulmuştur Budapeşte.

Kudüs ise çiçeğidir şehirlerin.

Kokusunu duyarsın ötelerden.

Çiçekler dalında güzeldir.

Kudüs koparılır,

feryadını duyarsın.

Altın kubbesiyle göz kırpar Kubbetü’s Sahra.

Haydi önce eski şehre girelim. Kudüs’ün sokaklarında dolaşalım. Sonra Mescid-i Aksa’ya varalım. Ayaklarımızın bağı çözülsün. Gözlerimiz dolsun. Nefesimiz kesilsin.

Haydi..

Aylar öncesinden, 2 Eylül’de biletimi alıyorum, uçuş 6 Aralık. Tel Avive daha ne kadar ucuza uçulur bilmiyorum, 218 lira bilet. Sayılı gün çabuk geçer derler, saymıyorum. yine de çabuk geçiyor. Bir anda havalimanında buluyorum kendimi. Uçağa dakikalar var.

Daha uçağa binmeden kapının önünde tekrar aranıyoruz. Karşı istasyon öyle istiyormuş, öyle söylüyor arayan görevli.

Kudüs’e; daha önce gitmiş olanların da, ilk defa gidecek olanların da bulunduğu bir grup insan olarak(yaklaşık 60 kişi) birşeylerin ve birilerinin vesile olmasıyla tanışıyoruz. Çarşamba 22.50 Tel Aviv uçağına yaklaşık 20 kişi biniyoruz. Önceden ve sonradan gelenlerle sayıyı tamamlıyoruz.

Uçağa biniyoruz, uçak kalkıyor. Bu kalkış başka, Kudüs’e gidiyorum.

Uçak iniyor. Pasaport kontrolü için yürüyorum. Pasaportta İran giriş çıkış mührü var, bakalım başıma ne iş gelecek diye düşünerek ilerliyorum. Polisin önüne geliyorum. Tabi rahat görünmeye çalışıyorum, yüzümde kendine güvenen ve herhangi bir endişesi olmayan adam tebessümü.

-What is your purpose of visit?

Turist

-How long will you stay in İsrael?

Five

-Grup or alone?

Gurupla gelsem kimle geldin diyecek, meseleyi uzatmanın anlamı yok. Soruyu anlamamış gibi yapıyorum. Bir daha soruyor tabi ben yine anlamıyorum. Sonra başka soruya geçiyor.

-Did you first come to israil?

Evet ilk defa geliyorum abla.

Bi yandan da iran mührünü görmesin, onu sormasın diye içimden mırıldanıyorum.

Sonra pasaportumu uzatıyor. Yanında da bir kağıt parçası.

Söylenen onca olumsuz şeye ve korkutmalara rağmen 2 dk içerisinde ülkeye giriyorum. Daha en baştan hiçbir sıkıntı yaşamadan içeriye girdiğim için çok mutluyum.

İleride bankolar var. Kağıttaki barkodu okutup geçiyorum.

İçerdeyim.

Gece Kudüs’e gideceğimiz otobüsler baya pahalı öyle olunca sabahı bekliyoruz. Biraz muhabbet biraz da o rahat olmayan koltuklarda uyuklayarak sabahı ediyoruz.

Havalimanından çıkar çıkmaz sol tarafımızda tren bileti satılan makinelerden Modi’in’e giden tren biletini 9 şekel(9.87 ₺) yatırıp alıyoruz.

Modi’in tren bileti

Alt kata inip biraz bekledikten sonra trene binip Modi’ine doğru yola koyuluyoruz.

Modi’in istasyonunda indikten sonra, Kudüs’e giden otobüsün kalktığı yeri bulup otobüse de 11 şekel( 12 ₺) verip Kudüs’e doğru hareket ediyoruz.

Hala Kudüs’e, Mescid-i Aksa’ya gidiyor olmanın şaşkınlığını atabilmiş değilim. Heyecan had safada.

Otobüs bizi şehrin içerisine, eski şehre(old city ) fazla uzak olmayan bir yere bırakıyor. Kudüs’ün sokaklarında yürümeye başlıyorum..

Sonunda eski şehre ulaştığımız anlamına gelen Kudüs’ün kadim surlarını görüyorum. Surlardan içeriye bu büyük kapıdan giriş yapıyorum.

Heyecan giderek artıyor. Mescid-i Aksaya adım adım yaklaşıyorum.

Eski şehrin içindeyim. Yürüyorum.

Eski şehrin içerisinde, her köşe başına kurulmuş, İsrail işgalci terör devleti polisleri tarafından başı beklenen kontrol noktalarını görmeye başlıyoruz.

Artık iyice yaklaştım. İnanılmaz derecede heyecanlıyım. Artık kutsal alana ayak basmama saniyeler var. Aksa’ya gireceğimiz kapının önünde bekleyen işgalci İsrail polisleri bizi durduruyor. Çantalarımızı açıp pasaportlarımız kontrol ediyor.

Hayatımda böylesine ağırıma giden, bu denli beni derinden yaralayan, kahreden çok az olay yaşamışımdır. İçim paramparça. Kutsalımıza, mahremimize, mescidimize girerken yaşadığım bu olay beni inanılmaz derecede sarsıyor.

Uzaktan rahat koltuklarımızda televizyon karşısında Kudüs, Filistin, Aksa haberleri dinleyip; mitinglerde, cami çıkışlarında üç beş döviz açıp biraz da bağırıp içimizdeki öfkeyi haykırıp kendimizi rahatlatmakla hiçbir zaman anlayamayacağımız bir hadise yaşıyorum.

İşgalin ne olduğunu ilk defa böylesine iliklerime kadar hissediyorum.

Şehrin içindeki bir kontrol noktası

Mescid-i Aksa’ya giriş yapılan kapılardan biri. Kapıda sizi içeri girerken sorgulayan terörist İsrail polisleri.

Kapıdaki hadiseden sonra içeri doğru adım atıyorum. Kapıdan geçer geçmez karşıma çıkan şeyle bütün hüznüm yerini duygu seline bırakıyor. Gözlerimi Kubbetü’s Sahra’nın altın kubbesinden ayıramıyorum. İlerliyorum ama ilerlediğimin farkında dahi değilim. Ayaklarımın bağı çözülüyor.

Herkeste bi sessizlik hakim. Bi süre sadece durup seyrediyorum. Gerçekten geldim mi? Burada mıyım yoksa bir rüyanın içerisinde mi?

Bu mutluluğun tarifini yapmak zor.

Mescid-i Aksa, surların içerisinde yer alan eski şehrin de içinde, ikinci bir surla çevrili, 144.000 metre karelik dikdörtgen bir alandan oluşur. Mescid-i Aksa’nın yalnızca altınla kaplı kubbesiyle gözlerimizi kamaştıran Kubbetü’s Sahra’dan ibaret olduğu, yalnızca bu yapının Mescid-i Aksa olduğuyla ilgili bilgi yanlışlığı söz konusudur. Bilerek yahut bilmeyerek, 144.000 metre karelik kutsal alan Kubbetü’s Sahra ile sınırlandırılmakta, Aksa’nın ve Kudüs’ün bu yapıdan ibaret olduğu izlenimi yaratılmaktadır. Mescid-i Aksa, yalnızca Kubbetü’s Sahra’dan ibaret değildir, Kubbetü’s Sahra, Mescid-i Aksa kutsal alanının içerisindeki bir yapıdır.

Bkz: Mescid-i Aksa sarı çizgi ile gösterilmiş alanın tamamıdır.

Kubbetü’s Sahra gerçekten eşsiz bir güzelliğe sahip. Hem mimarisi hem de altın kubbesiyle ilk görüşte insanı derinden etkiliyor. Bu eşsiz güzelliği ne kadar seyre dalsa insan biraz daha fazla seyredesi geliyor.

Peki, bu eser neden bu kadar önemlidir? Neden en gözde mekan burasıdır?

Bu sorunun bir çok cevabı vardır. Kubbetü’s Sahra’nın üzerinde durduğu “kaya”, kayanın içerisinde bulunduğu “mukaddes arazi”, Miraç gecesi, kayanın altında bizzat peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)’in , Ulû’l-Azm peygamberlere namaz kıldırmış olması gibi sebepler bu yapıya değer verilmesine neden olmuştur.

İslam mimari eserleri arasında, tarih boyunca, inşa edildiği gibi ayakta kalabilmiş en eski eser olma özelliğini üzerinde taşımaktadır. Kâbe dahi defalarca yıkılmış ve yeniden inşa edilmişken, Kubbetü’s Sahra 691 yılında Emevi Halifesi Abdulmelik bin Mervan’ın inşa ettirdiği şekliyle durmaktadır.

Kubbetüs Sahra’nın içerisine giriyorum. İçeri girer girmez Kubbetü’s Sahra’nın kubbesinin içinin de dışı kadar mükemmel olduğu gözüme çarpıyor. Kubbenin altındaki “kutsal kaya” ya doğru ilerliyorum.

Kaya karşımda.

Kubbenin göz alıcı güzelliği

Kubbenin altındaki kayanın da altında ruhlar mağarası bulunuyor. Miraç hadisesini hepimiz biliriz. Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s) Burak adlı binitiyle Mekke’den Kudüs’e gelir.(İsra) Binitini bugün yahudilerin ağlama duvarı olarak adlandırdığı Burak duvarına bağlar ve Mescid-i Aksa alanına Güney surları tarafından giriş yapar. Miraca yükselmeden önce Kubbetü’s Sahra’nın altındaki Kutsal kayanın altında yer alan “Ruhlar Mağarası”nda Ulû’l-Azm peygamberlere namaz kıldırır. İşte bu mekan da bu nedenle de oldukça önemlidir.

Kutsal kayanın altında, Ruhlar Mağarasında kayaya sırtımı dayayıp oturmak hayalimdi.

Kubbetü’s Sahra’dan çıkıp öğle namazı için abdest almaya gidiyoruz.

Abdest alıp Aksa Camiine giderken çektiğim şu fotoğrafı da paylaşmak istiyorum. Nerden çekilirse çekilsin her haliyle güzel çıkan bi yapıt varsa o da Kubbetü’s Sahradır.

Öğle namazını kılmak üzere camiye doğru yürüyorum.

Aksa Camii girişi;

Camiiye girip öğle namazını kılıyoruz. Sonra camide vakit geçiriyoruz bi süre. Camii içinden kareler.

Buyurunuz;

Camiiden çıkıp kalacağımız yere çantaları bırakıp yerleşiyoruz.

Sonra Kudüs sokaklarında dolaşmaya başlıyoruz. Çarşı içerisinde bir çay ocağından aldığımız naneli çayımızı yudumluyoruz.

Namazlarımızı kılmak için Aksa’ya gelip gidiyoruz.

Aksa’nın avlusunda bir arkadaşla tanışıyoruz. Kudüs Türkiye Konsolosluğu çalışanı bi abi ile tanışıklığı olduğunu, onunla Ramallah’a gidip geldiğini bizi de tanıştırabileceğini söylüyor. Onunla birlikte Ramallah’a gidersiniz sizi misafir eder diye bize kendisinden bahsediyor. Yatsı namazından sonra arkadaşla tekrar buluşmak üzere ayrılıyoruz.

Yatsı namazımızı da Aksa Camiinde kıldıktan sonra, arkadaşla buluşup Türk konsolosluğumuza gidiyoruz.

İlk defa bi konsolosluk binasına giriyorum. Gel gör ki o da Kudüs’e nasip oluyor.

Hasan abi ile tanışıyoruz. Kendisi güvenlik ateşesi olan bir diplomat. Kudüs’ten İsrail’den ve Filistinden bahsediyor bize. İsrail’in hukuksuz uygulamalarını anlatmakla bitiremiyor. Anlattığı şu hadise olayın vehametini ortaya koymak için yeterli olur diye düşünüyorum.

Dünyanın neresine giderseniz gidin diplomatlar dokunulmazlığa sahiptir. Ne araçları ne de kendileri aranabilir. Hasan abi aracını durduran ve bagajını açmasını söyleyen İsrail polisine diplomat olduğunu ve dokunulmazlığı olduğunu açmayacağını söylüyor. İsrail polisi ise kendisine şunu söylüyor: “Welcome to İsrail”

Ramallah’a gitmek istediğimiz söylüyoruz, o da Filistin tarafının ve İsmail Haniye’nin intifada başlattığını söyleyip ortalığın karışacağından bahsediyor. Biz de en azından cuma günü için bi yere gitmemenin daha güvenli olacağı düşüncesiyle Ramallah’a gitmekten vazgeçiyoruz.

Bi süre daha sohbet ettikten sonra konsolosluktan ayrılıyoruz.

Hasan abi bizi Şam kapısı civarında bırakıyor. Ordan hostele geçiyoruz, yemeği yedikten sonra da istirahate.

Hayatım boyunca unutamayacağım hadiseler yaşayacağım bir güne uyanacağımın farkında olmadan uykuya dalıyorum.

Yorum bırakın