İran‘a gitmek. Etrafınızdaki insanlar tarafından garipsenmek, türlü türlü sorulara maruz kalmak, ne işin var şiilerin içinde, sizi orda asarlar keserler gibi tepkiler duymak istiyorsanız yapmanız gereken şey İran’a doğru yola çıkmak olmalı 🙂
Yurt arkadaşım Yusuf İnan ile, Ukrayna’ya almak istediğimiz uçak biletinin fiyatı birden fırlayınca, benim sunduğum İran teklifini düşünmeye başladık. Tabii üzerinden çok vakit geçmeden kendimizi yolda bulduk.
Belediye otobüsüne binip Pasinler(Hasankale)’ye doğru yola çıkarak, bismillah dedik. Ondan sonrası otostop.
İlk defa olmasa da alışık olmadığım bir yolculuk türü olan otostoptan açıkçası biraz da çekiniyorum. Başlıyoruz el etmeye. Hiç bakmayan da var bakıp da tepki vermeyen de. Bir de tepki verenler var tabi, el kol sallıyorlar “ne ayaksınız oğlum siz” der gibi 🙂
Abinin birisi şöyle bir göz ucuyla baktıktan sonra, biraz ileride duruyor. Hemen koşup atlıyoruz arabanın içine. Kars’a gidiyormuş. Kars-Ağrı yol ayrımına kadar götüreyim diyor. Böylece yolculuğumuza ciddi manada başlamış oluyoruz.
Ağrı yol ayrımında, abiye teşekkür ettikten sonra indik. İkindi vakti olunca bir petrole girip ikindi namazını kıldık. Sonra çıkıp yol boyunca yürümeye başladık. Çok az araç geçiyor, geçenler de durmuyor. Yaklaşık 10-15 dk bekledik öyle olunca. Sonra bir tırcı el kol yaptı, içimden dedim “ne el kol yapıyorsun arkadaş almıyorsan alma” sonra kafamı çevirip bir de baktım ki ilerde durmuş bizi bekliyor 🙂 Hemen koştuk tabi. Ayakkabılarınızı çıkartın dedi, içerde halı döşeli kirlenmesin. Böylece Doğubeyazıt’a olan yolculuğumuz hız kesmeden devam ediyordu.

Emrah abi uzun zamandır tır şoförlüğü yapıyormuş. Şimdi de Özbekistan’a mal taşıyormuş. Bizi Doğubeyazıt’a kadar sağolsun götürdü. Doğubeyazıt girişindeki Devlet Hastanesinin önünde indik. İnince etrafıma bir baktım ki polis noktaları, betondan dev bariyerler, mevziler. Dedim ne oluyoruz, nereye geldik? Zaten hava buz gibi, sıcacık tırdan çıkınca insan bi kötü oluyor.
Kalacağımız yer Doğubeyazıt merkezde olduğu için, hastanenin önündeki ışıklarda tekrar otostop çekip merkeze ulaşıyoruz.
Misafir olarak kalacağımız eve ulaştığımızda saat akşam 8 suları. Herkes bizi bekliyor yemek için, mantı yapmışlar. Karnımız doyduktan sonra, sohbet muhabbet derken gece oluyor uyuyoruz. niyetimiz ertesi gün İshak Paşa Sarayı’nı gezdikten sonra İran’a geçmek.
Sabah oluyor, biz sırt çantalarını yüklenip erkenden yola çıkıyoruz. İshak Paşa sarayına çıkan yola ulaşıp araba bekliyoruz. Yine baya zaman geçiyor, alan yok. Sonra takım elbiseli birisi durup alıyor arabasına bizi, İshak Paşa diyoruz, ben az ileriye gidecektim ama yine de götüreyim sizi diyor. Takım elbiseyi görünce hemen soruyorum öğretmen misiniz diye, evet diyor. Benim babam da öğretmen diyorum. Hoca bizi İshak Paşa Sarayı’nın önüne kadar çıkardıktan sonra gidiyor. Pazartesi günü olduğu için saray kapalı, öyle olunca yüksek bir yere çıkıp izlemek ve fotoğraf çekilmekle yetiniyoruz.


İshak Paşa Sarayı’nda manzaranın tadını çıkardıktan sonra Sarayın biraz ilerisinde Ahmed-i Hânî Türbesi var. Oraya doğru yürüyoruz. Türbenin hemen üzerinde Camii var. Yani türbe-cami şeklinde bir yapı söz konusu. Oraya varınca bizi camii’nin imamı Mehmet Saim SALMAN ağabey karşılıyor. Camii’nin bahçesinde küçük kulübe tarzı bir yer var. Onun önündeki sandalyelere oturduk, Mehmet abi de bize güzel kokulu çay getirdi. Çayımızı yudumlarken hocamız bize Ahmed-i Hânî’yi anlattı. Mekanı cennet olsun, büyük bir zât imiş, biz de buraya gelerek bu vesileyle öğrenmiş oluyoruz.



Dönüşte merkeze inmek için otostop çekecek araba bulamayınca yürüye yürüye indik aşağıya. Sağ tarafımızda ağrı dağı, türkü söyleye söyleye indik aşağı.
Ağrı dağın eteğinde
Uçan güvercin olsam
Türkü olsam dillerde
Diyar diyar dolansam
Başımdaki sevdayı
Karlı dağlara mı yansam
Bu bendeki aşk değil cano cano
Söyle bana nere gidem
Bizi İshak Paşa Sarayı’na çıkaran İbrahim Salman hoca, Doğubeyazıt Şirinler İlkokulu’nun müdürlüğünü yapıyormuş. Yoldan geçerken okulu göstermişti, yolumuzun üzeri olduğu için bir çayını içelim diyerek okula gidiyoruz. Hocamız bizi tekrar görünce baya seviniyor. Hemen çayları söylüyor, Doğubeyazıt’ın incileri küçük kız öğrenciler çaylarımızı getiriyor.
Çayımızı içtikten sonra, onun da işi olduğu için, İbrahim hoca ile beraber şehir merkezine doğru yol alıyoruz. Şehir merkezine varınca bizi bir lokantaya götürüyor. Doğubeyazıt’ın ünlü köftesi Abdigör köftesini söylüyor, yumruğum kadar büyük koskocaman köfteyi getirip koyuyor lokantacı abi önüme. Farklı bir yer, farklı bir tat diyip yemeğe girişiyorum.


Yemeğimizi yeyip çayımızı içtikten sonra İbrahim hocadan ayrılıyoruz.
Doğubeyazıt’ın çarşısında, pasajlarında dolaştıktan sonra baya bir vakit geçiyor.Biraz yorulunca çay içmek için bir çay ocağına giriyoruz pasajın içerisinde. 3 bardak çay içiyoruz. Sohbet muhabbet. Abiler öğrenci olduğumuzu ve Doğubeyazıt’a gezmek için geldiğimizden bize hesap ödetmiyorlar, hatta bir bardak daha çay ikram ediyorlar. Bu durumdan çok mutlu oluyoruz. Allah hepsinden razı olsun 🙂

Bu saatten sonra İran’a geçmeyip ertesi sabah erkenden yola çıkmanın daha güzel olacağını düşünüp bir önceki gün kaldığımız yere gidiyoruz.
Doğubeyazıt ve insanlarını güzel gördüm, sevdim. Her yerde kötü insanlar olabileceği gibi, iyi insanların da olabileceği gerçeğini tekrar yaşamış oldum.

Ertesi gün Allah’ın izni ile İran’a yol alacağız…
Az önce tesadüfen sitenizi ziyaret ettim. Ben İbrahim Hoca 🙂 Nasılsınız gençler, okul bitti mi? Başarılarınızın devamını diler, bir daha ki gelişinizde mutlaka beklerim. Hoşçakalın 🙂
BeğenLiked by 1 kişi
İbrahim hocam sağolun çok mutlu oldum yazdığınızı görünce 🙂 Çok şükür iyiyim siz de iyisinizdir inşallah. Okul bitti. Mesleğe başlıyoruz inşallah. Tekrar yolum düşerse mutlaka uğrayacağım. 🙂
BeğenBeğen