Napoli günlüğü-2

Napolideki günlerim şehre de alışmamla birlikte artık günleri saymadan geçiyor. Evin yakınında bir kafe var. Oradan internete bağlanıyorum ilk günlerde.

Benim mekan

Kafenin akşam 9’dan sonra gelen bir güvenlikçisi var. Dışardaki brandaların içini, etrafını temizleyip sabaha kadar sağa sola göz kulak oluyor. Adı Dominico, Dominico abi. O İngilizce, ben de İtalyanca bilmiyorum ama bi şekilde anlaşıyoruz. Yağmur yağdığı günlerde Dominico abi beni brandanın içine de alıyor.

Yine bir gün yağmur yağıyor, ben de içerdeyim

 

Sürekli gülüşüyor, akşamları ayrılırken el sıkışıyoruz. Ciao(Çaav) diyorum giderken 🙂

Sonra 20 € verip bi İtalyan hattı alıyorum ve wifi’ye olan mutlak bağımlılığımı sona erdiriyorum.

Bir başka gün çıkıp sahildeki kaleleri geziyorum. Castel Nuovo var yakın olan, çok güzel görünüyor dışardan. İçine giriliyor ama tepesine çıkamıyorsun.

Castel Nuovo

 

Diğerine gidiyorum ben de Castel dell’Ovo’ya. Bu biraz daha uzak, dışardan da öyle diğeri gibi şaşaalı gözükmüyor. Ama bu kalenin en tepesine kadar çıkılabiliyor ve şehri tepeden izleyebiliyorsun. Tabi ben de çıkıyorum ve manzarayı seyrediyorum.

Castel dell’Ovo ve Napoli

Sonra bir başka gün. Yine Napoli sokaklarındayım. Belki de bir Türk’ün ilk defa geçtiği sokaklar, zira merkezden uzağım. Bir sokağa giriyorum, yukarı doğru tırmanmaya başlıyorum. Sokağa girmemle birlikte kendimi Cennet Mahallesi dizisinin içinde buluyorum. Daracık sokağın sağlı sollu her iki tarafında da eski İtalyan evleri. Evlerin küçük balkonlarınlarının askılılarından aşağı sarkan, kurumaya bırakılmış rengarenk çamaşırlar. Bir aşağı bir yukarı vızıldayan motorlar, evlerin içinden, balkonlarından, sokaklardan yükselen köpek sesleriyle tam bir cümbüş. Bir şeyler anlatmak için bağıra bağıra konuşan insanlar, komşular. İşte şu an hakketen Napoli’ye giriş yaptım ve saf İtalyanlarla birlikteyim, hissediyorum. 🙂

İtalyan insanı için birkaç kelime söyleyecek olursam eğer. İyiler hoşlar ama işte biraz pisler. Yardımseverler. Türk olduğumu söyleyince, bir tane 45-50 yaşlarında bir ablanın dudak bükmesi haricinde, hep olumlu tepkiler aldım. Hemen saymaya başlıyorlar İstanbul, Ankara, Antalya 🙂

Ben bu insanları biraz da bize benzettim. Doğallar ve güzel yürekliler.

Bu bir ay içerisinde, Müslüman olmanın ne kadar önemli ve değerli olduğunu da çok iyi idrak ettim. Büyük nimet, şükürler olsun 🙂

Bu şehirde dolaşırken, etrafa bakınırken kendini fazla kaptırmayıp dikkatli olmak gerekiyor. Niye mi?

Yok hırsızlıktan bahsetmiyorum, hiç istemediğin bir şeye basabiliyorsun çünkü 🙂 İtalyanların, özellikle Napolililerin tuvalet anlayışı biraz farklı. Zira sokakların umumi tuvalet olarak kullanılması teamül haline gelmiş. Duvarlar ve kaldırımlar çoğunlukla ıslak ve kokuyor.

Şehirde kişi başına düşen köpek sayısı diye bir istatistik yapacak olsam hiçte komik olmaz çünkü her yer köpek. Bir aydır her yerde kedi arıyorum, toplam 5 kedi gördüm. Küçükken kediler ve köpekler filmini izlemiştim, sanırım orda kediler işgal ediyordu şehri. Ama burda tam tersi, köpekler işgal etmiş şehri 🙂

Evet, onlar da sokağı tuvalet olarak kullanıyor. O sebeple su birikintilerine ve köpeğin artıklarına basmamak için çaba göstermeniz gerekiyor yürürken. Zaten kokudan vaziyeti anlıyorsun hemen 🙂

Yine bir gün çıkmış dolaşıyorum. Ağzında sigarası, başında kaskı, altında motoruyla bir İtalyan ablamız önümden son sürat geçiyor. Tabi ben de bakıp kalıyorum arkasından. İtalya’da sokaklar çok dar, öyle olunca arabadan çok motor tercih ediliyor. Motorun tepesinde erkekten çok kadın görüyorum bu şehirde. Her sokakta, caddede bol bol motor var. Park halinde, seyir halinde, korna çalan, veya sizi teğet geçen 🙂

Bu şehirde çoğu yere yürüyerek gidiyorum ve gerçekten iyi yürüyorum. Öyle olunca halkın arasına karışıyorum, onları daha yakından tanıma imkanı buluyorum.

Bir sokak var, son 15 gün neredeyse her gün ordan geçiyorum. Ben oraya Napoli Semt Pazarı diyorum 🙂 Sokakta sabahın erken saatinde gelip öğlene doğru sebze meyvesini bitiren pazarcılar var. Sonra bir sürü balıkçı var aynı sokakta. Binbir çeşit balık görüyorum tezgahta, adını bilmediğim bir sürü balık. Sonra pizzerialar, pastaneler, ayakkabıcılar, kasaplar, tuhafiyeler, telefoncular, seyyarlar…


Balıkçı abi bağırıyor “Gel vatandaş, derya kuzusu bunlar” diye, sonra pazarcı abi ” Yerli domatese gel, üç kilo bi milyon.” diye. Demeyi çok isterdim ama maalesef öyle şeyler olmadı 🙂

Şehirde kilise kilise gezip hepsine girip çıktığım için artık kiliselere uğramaz oldum. Gerçi artık ne diye uğrayacaksam sanki 🙂


Tabi zaman çabuk geçiyor. Buradaki son günüm geldi çattı.

Yarın dönüyorum. Ardımda güzel anılar, arkadaşlıklar ve bir ayı bırakarak…

La vita è bella.

Napoli

Senegalli kankam
Yine bir gün her yer motor 🙂

 

Bizim fakirhane de bu mahallede
Pavarotti’nin alt komşusu

Gün doğarken


Yorum bırakın