Vatikan ve huzur…

Roma’ya giden otobüse sabah 6 sularında, Napoli Garibaldi’den biniyorum. Uykum yok, zaten yol da üç saat sürecek. Aklıma birden yanımdaki not defterine, tanıdıklarımın isimlerini yazarak selam göndereceğim küçük notlar hazırlamak geliyor. Herkes Mekke’den Kâbe’yi arkasına alarak gönderir ben Vatikan’dan.

Merkeze 14-15 km uzakta bir otobüs terminalinde iniyoruz. İki üç dakika yürüyüp metroya giriyorum.

IMG_7683

Bileti alıp çok geçmeden Vatikan’ın müze tarafına ulaşıyorum. Sonra müzenin girişine doğru uzanan, o ucu bucağı görünmeyen kuyruğun en arkasına takılıyorum. Etrafımı garip ingilizceleriyle Hinti mi Pakistanlı olduklarını ayırt edemediğim insanlar sarıyor. Tur satmaya çalışıyorlar, sıra beklemeden içeri sokacaklarmış beni. Yok abicim ben paşa paşa üç saat sıramı bekleyeceğim.

IMG_7694

Duvara mı dayanmadım, korkulukların mı üzerine oturmadım, yere mi çökmedim, ağaç olup kök mü salmadım. Hepsi oldu.

Bir de saatlerce beklemek yetmezmiş gibi, önümdeki Amerikalı grupla konuşup duran geveze bi Alman’ı çekmek zorunda kaldım. Herif üç saat boyunca İngilizce pratiği yaptı.

Sonunda kapının girişi gözüküyor, giriyorum.

e-devletten aldığım öğrenci belgesini görevliye uzatıyorum. Pek bişey anlamıyor gibi gözükse de öğrenci olduğuma kanaat getirmiş olacak ki öğrenci biletini veriyor.

IMG_7720
içerdeyim.

Vatikan ve ben. Senelerce çatışmış, savaşmış; farklılıkların en keskin, en bariz özelliklerini üzerinde taşıyan bizlerin şimdi aynı yerde, aynı çatının altında bulunması ne de garip.

Oysa farklılıkları, düşmanlıkları yaratan da bizler değil miydik?

Savaşı savaş sahnesi olmadan en yalın haliyle yeren ve sessizce savaşmayın  diye seslenen Mandalina Bahçesi’nde, çatışma esnasında yaralanan gürcü ve çeçen iki asker birbirlerine büyük bir nefret besler. Zorunlu olarak İvo’nun evinde bir arada yaşamak, birlikte vakit geçirmek zorunda kalılar. Bu zorunluluk zamanla onları birbirlerini anlamaya iter. Eve gelen çeçen askerlerle çatışma yaşarlar ve Gürcü asker ölür.

Çeçen Asker Ahmed: Nika’yı(Gürcü asker) nereye gömeceğiz?

İvo: Oğlumun yanına.

Gömerler…

Ahmed: Nasıl öldü?

İvo: Savaşın başlarında öldü.

Ahmed: Kim öldürdü?

İvo: Tanrı bilir. Savaş başlar başlamaz gitti. Topraklarımızı korumak için dedi. Gitmemesi için ikna etmeye çalıştım. Kimsenin savaşı olmadığını söylemeye çalıştım ama dinlemedi.

Ahmed: Yani onu Gürcüler öldürdü?

İvo: Evet. Ama ne fark eder ki?

Ahmed: Nasıl yani? Oğlunun mezarının yanına bir Gürcü gömdün.

İvo: Ahmed, fark eder mi?

Ahmed susar…

İvo: Cevap ver!

Ahmed tebessüm eder ve, “Hayır, fark etmez.”

hayatta bazı anlar vardır ya hani tarifini yapmak zordur. zaten öyle her şeyin tarifini yapmaya gerek de yoktur. yaşarsın ve biter. en farklı ve en heyecan verici deneyim olduğunu söylesem yeter. Vatikan’da bir bahçe, seccade ve ben. 

IMG_7725
huzur.

Yorum bırakın