Floransa’da gün doğumu

32 gün boyunca İtalya’da kaldım. Ekmeğini yedim, suyunu içtim. Arkadaşlıklar, dostluklar edindim. Diline aşina oldum, hatta bir İtalyanın duyduğunda mutlu olmasını sağlayacak kadar bir şeyler konuşmaya bile başlamıştım. Sokaklarında yürüdüm, yeri geldi kayboldum, kiliselerinde vakit geçirdim, ayinlere katıldım, insanları seyrettim durmadan. Yaşadığım şehir Napoli idi, has İtalyanlar orada yaşar. Hafta içini Napoli’de, hafta sonlarını da seyahat ederek şehir dışında geçiriyordum.

Napoli’ye gelişimden dokuz gün sonra, Floransa’ya doğru yol almak düşüyordu nasibime.

Akşam saatlerinde Napoli Garibaldi’deki otobüs terminalinden otobüse binip, rönesansın beşiğine doğru yola çıkıyorum.  Sabah 5’e doğru varıyorum şehre. Daha güneşin doğmasına iki saatten fazla var. Gecenin karanlığında yürümeye başlıyorum.

img_6828

Şehri tepeden gören Piazzale Michelangelo’ya doğru yürümeye başlıyorum. Şehrin sembolü ve en ünlü köprüsü Ponte Vecchio üzerinden geçiyorum.

img_6831

Köprünün üzerindeki çeşmeden su içiyorum, biraz da manzarayı seyir. Kim bilir, mediciler de su içmiş midir bu çeşmeden?

img_6835

Yaklaşık kırk beş dakika yürüdükten sonra, tepeye ulaşıyorum. Zifiri karanlıkta biraz vakit geçiriyorum. Bir polis aracı, ışığı yanan küçük bir büfe ve arkadaki büyük heykelden başka kimsecikler yok. Hava soğuk. Günün en soğuk vakti, güneş doğmadan hemen önceki vakitse eğer, o günün en soğuk dakikalarını yaşıyorum.

Sessizlik içinde uyuyan şehri, ona eşlik ederek sessizce seyrediyorum. Şehrin en huzurlu dakikaları olduğunun farkındayım.

img_6837

Fecrin beyaz ipliği siyah iplikten seçilmeye başlıyor yavaş yavaş. Şehir de üzerindeki karanlık örtüyü sıyırmaya başlıyor.

img_6840

Çok geçmeden üzerinden, güneş doğuyor.

img_6841

img_6846

Kısa bir vakit içerisinde, üç farklı suretle gördüğümden mütevellit, bu şehri sevmem için esaslı bir sebebim sebebim olduğunu hissediyorum. Hem de daha geleli bir kaç saat olmuşken. Güzel bir başlangıç.

img_6891
şehre doğru inerken…

Şehre doğru inip Santa Croce kilisesinin önünde, Napoli’den gelirken evde hazırladığım ekmek arasını yemeye başlıyorum. Birkaç dakika içinde kuşlar sarıyor etrafımı. Ekmek attıkça kuşların sayısı da çoğalıyor. Sabahın bu erken vaktinde Floransa’nın kuşlarıyla rızkımı paylaştığım için huzurluyum.

img_6901

img_6904
beni Floransa’da en çok etkileyen mekanlardan birisi olmuştur Santa Croce Kilisesi.

img_6919

img_6920

Kahvaltımı bitirdikten sonra; gün aydınlanmadan, aydınlanırken ve aydınlandıktan sonra tepeden seyrettiğim şehri keşfetmek niyetiyle adımlamaya başlıyorum.

Şehir küçük olunca, bir kaç saat içerisinde büyük bir kısmını gezip bitiriyorum. Şehirde Vatikan’daki kadar olmasa da, heykel yoğunluğu hemen gözüme çarpıyor. Tabi öyle heykele falan pek alışık değiliz, garip geliyor. Hoşuma gitmese de, büyük bir ustalıkla yapıldıkları her halinden belli olan bu çeşit çeşit  heykellere uzun uzun bakıp inceliyorum. Muhakkak her birinin bir anlamı, yapılış sebebi, hikayesi vardır. Bilmeden seyrediyor olmanın da ayrı bir gizemi olsa gerek. Kendi hikayeni kendin yazıyorsun bir yerde.

Zaten hayat da öyle değil mi? Herkes seçimleriyle kendi hikayesini yazmıyor mu hayat sahnesinde?

img_6945

img_6949

img_6954

img_6955

İtalya’da şehirlerdeki en büyük kiliselere Duomo deniyor. Floransa’nın en büyük kilisesi olan Duomo, Floransa Katedrali şeklinde geçiyor. 1296-1436 arasında, tam 140 senede inşa edilmiş bir gotik mimari şaheseri. Bütün samimiyetimle söylemeliyim ki, hayatımda gördüğüm en görkemli ve göz alıcı eserlerden biri karşımdaydı. Uzun süre öylece seyrettim, düşüncelere daldım.

1436 yılında Floransa’da yaşayan, doğma büyüme Floransalı, baba tarafından Napolili, anne tarafından Romalı bir fırıncının, Cattedrale di Santa Maria del Fiore(Floransa katedrali)’nin açılış kurdelesi Papa bilmem kaçıncı Jean Poul tarafından kesilirken duyduğu heyecan sanki hala taze.

img_6994

img_6979

img_6980

img_6987

img_6993

Floransa katedralinin hemen karşısında bir turist information bürosu var. Oraya girip bir harita alıyorum. Hangi ülkeden olduğumu sorup bir kağıda işaretletiyorlar. Öğle saatlerine yaklaşmasına rağmen, gün içinde oraya gelen ilk Türk’ün ben olduğunu görünce şaşırıyorum. Görevliler de Türk olduğumu söylediğimde gülümseyip, hoş geldiğimi ifade ediyorlar. Hoş buldum efendim.

Hayran kaldığım Doumo’nun etrafında uzun süre vakit geçiriyorum. Ardından başı boş bir şekilde biraz daha dolaştıktan sonra, Pisa’ya gitmek üzere otobüse binip Floransa’dan uzaklaşıyorum…

Ciao!

img_7012

Yorum bırakın